Her Şeye Yetişmeye Çalışırken Kendine Geç Kalmak: Hız Çağında Durabilmek
Yazar: Abdurrahman Seyhan | Kategori: Deneme & Tefekkür
Sabah uyanır uyanmaz zihninize doluşan o kalabalığı düşünün. Henüz yüzünüzü bile yıkamadan parmaklarınızın ucundaki o soğuk cama dokunuyor, dünyanın neresinde hangi felaketin olduğunu ya da kimin ne kadar mutlu (!) göründüğünü kontrol ediyorsunuz. Bir yarışın içindeyiz sanki. Kimse nereye koştuğunu bilmiyor ama herkes birbirini geçmeye çalışıyor.
Modern çağın en büyük hastalığı ne virüsler ne de bakteriler... Bizim hastalığımız; hız. Her şeye yetişme telaşı içinde, en önemli şeyi, "kendimizi" geride bırakıyoruz.
Koşanların Asla Varamadığı Yer
Eskiden can sıkıntısı diye bir şey vardı ve bu kıymetliydi. İnsanlar pencereden bakardı, duvardaki bir çatlağı seyrederdi ya da sadece düşünürdü. Büyük romanlar, derin şiirler o can sıkıntısının, o sessizliğin rahminde büyürdü. Bugün ise "boşluk" yok. Asansör beklediğimiz on saniyelik sürede bile cebimizdeki dünyaya sığınıyoruz.
"Zamanı kazanmaya çalışırken anı kaybediyoruz. Ekranın parlak ışığı altında gözlerimiz yoruluyor ama asıl yorgun düşen ruhumuz oluyor."
Google'da ve sosyal medyada insanların en çok aradığı kelimelerden birinin "tükenmişlik sendromu" veya "nasıl odaklanırım" olması tesadüf mü? Zihnimiz sürekli veri işliyor ama ruhumuz beslenmiyor. Bilgiye boğulmuş durumdayız ama bilgeliğe açız.
Kağıdın Sabrı ve Ekranın Telaşı
Bir yazar olarak şunu çok net hissediyorum; ekranlar bizden sabrı çaldı. Bir kitabı okurken sayfaları hızla çevirmek, videoyu 2x hızında izlemek, ses kayıtlarını hızlandırmak... Oysa edebiyat, bize durmayı öğretir. Bir roman kahramanının acısını hissetmek için yavaşlamanız gerekir. Bir şiirin imgesini çözmek için durup beklemeniz gerekir.
Dijital minimalizm veya popüler tabirle "dijital detoks", sadece telefonu kapatmak değildir; zihnin pencerelerini yeniden hayata açmaktır. Kağıdın kokusuna, mürekkebin izine ve düşüncenin demlemesine geri dönmektir.
Sonuç: Kendi Hızına Dönmek
Belki de çözüm, dünyayı durdurmakta değil, kendi ritmimizi bulmakta saklıdır. Bugün kendiniz için bir iyilik yapın. O mavi ışıktan başınızı kaldırın. Bir ağacın dalının rüzgarda nasıl sallandığını izleyin, eski bir kitabı rafından indirin ya da sadece durun.
Çünkü hayat, kaçırdığımız bildirimlerde değil; yakaladığımız nefeslerdedir. Milan Kundera'nın o meşhur sözünde dediği gibi: "Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır."
Unutmamak için, yavaşlayın.